GAZETELER ÖLÜYÖR GAZETECİLER DE! 

 

Biliyor musunuz; son üç yılda Türkiye’de 900’ü aşkın gazete yayın hayatına son verdi. Pek çoğu yerel olduğu ve basın denince kamuoyunun algı ibresi sadece İstanbul’u gösterdiği için, genel bir ilgisizlik, bilgisizlik, hatta omuz silkmesi ile geçiştirildi. Belki de çoğu haber bile olmadı. Çünkü sosyal medya ve dijital mecralar kötü haberleri pek sevmez, görmezlikten gelmeyi tercih eder.

 

Neden?

 

Benim cevabım: Sosyal medyaya ve dijital mecralara “Takılanlar” genellikle, hatta ezici çoğunlukla gençler. Geleneksel basının okurları ise yaşlılar. (Not: Bir tarihte Cumhuriyet gazetesinin eski çalışanlarından birinin anılarında okumuştum: Bir gün gazetenin okuru olduğu bilinen birinin vefat ilanı gelmiş. Gazetenin idaresinden baskı bölümüne bir talimat gönderilmiş: ‘Yarın baskıyı bir adet azaltın. Çünkü sadık bir okurumuz hayatını kaybetti!)

 

Elbette, ülke genelinde dağıtılan veya satılan (daha doğrusu satılmayan, yani iade oranı satış rakamının çok üstünde olan) bir çok gazete de tarihe karıştı. Düzelteyim; basın dediğimiz kağıda basılı gazeteler, internet ve dijital medya girdabında tutunacak bir kaya, bir taş parçası, hatta bir tutam ot aradı, can havliyle aramaya devam ediyor. Bu arayış, bu can simidi telaşı daha ne kadar sürebilir? Tahminim: En çok 3 yıl! Sonra? Elveda yazılı basın.

 

Elveda sabahları kahvaltı masasında simit, peynir, çay, belki yanlarında reçel kokularına karışan gazetenin kağıt ve mürekkep kokusu…

 

Ve gazeteler peş peşe kepenk indirirken ya da rotatiflerini “Stop” ettirirken, gazeteciler de -çoğu kez- sessiz sedasız hayata veda ediyor.

 

Üç yazılık bir mini dizide bir zamanlar yazılı basının yıldızları, daha doğrusu kahramanları olarak gösterilen, ama dediğim gibi, dijital medya döneminde bir kısım meslektaşları dışında kimsenin hatırlamadığı, bilmediği, adını duymadığı ya da umursamadığı üç meslektaşıma fazlasıyla hak ettiklerine inandığım saygılarımı sunmak istiyorum.

 

-Son iki ayda hayata veda etmiş meslektaşlarımdan biri Türkiye’den, İzmir’den: Mehmet Ali Varış.

-İkincisi, Lübnan’dan, Beyrut’tan, Talal Salman.

-Üçüncüsü ise, Fransa’dan, Paris’ten, siyasal gazeteciliğin efsanesi Jean-Pierre Elkabbach.

 

--- ---

 

Üçü de son bir saygıyı, “Merhaba”yı ya da “Elveda”yı çok ama çok fazlasıyla hak ediyor.

 

Herkes unutmuş olsa bile. Kimse umursamasa bile.

 

Çünkü, ben vefa insanıyım.

 

Çünkü, ben bu dünyada nefes alıp verdikleri yıllar boyunca sevdiğim insanları, ölümlerinden sonra da sevmeye devam ediyorum. Belki yaşadıkları yıllardakinden daha da fazla. Çünkü ölümleri, sevgiye bir de tarifsiz, sınırsız, devasız özlem boyutu yüklüyor.

 

Haydi. Bir sonraki yazıda Mehmet Ali Varış’la başlayayım…


YAZARIN DİĞER YAZILARI