GÖÇMEN KUŞLARIN GÖÇ ZAMANI GELDİ! 

 

Taa en başından başlayayım. Emekliliğimin ilk günlerinden.

Turkuvaz Kitap anılarımı yazmayı önerdi. Ne de olsa 53 küsur yılın birikimi ya da manevi yükü vardı omuzlarımda, kalbimde, zihnimde, dimağımda, beynimin loblarında.

Sabah saat 08’de bilgisayarın başına oturup gece 24’e kadar yazdım. Elbette arada epey de araştırma yaptım. Anıları birleştirmek bütünleştirmek, düğümlemek için.

Mola verdiğim dakikalarda eşimle oturup dertleştik. Gündemimizin ana konusu: Kitap bittikten sonra ne yapacaksın? Biz aile olarak bu şehirde ne yapacağız? Geleceğimiz ne? Ele-güne muhtaç olmadan hayatımızı nasıl sürdüreceğiz?

Aile reisi olarak cevabını veremediğim, veremeyeceğim, vermeye çalışınca son derece gerçekçi olan ve hesap-kitap bilen eşimi ikna edemeyeceğim sorulardı bunlar.

-Peki, senin önerin ne İclal Hanım? (Not: Eşimin adı.)

-Memlekete, İzmir’e, daha doğrusu Karşıyaka’ya dönelim.

-Bu evi ne yapacağız?

-İstersen satarız, istersen kiraya veririz. Böylece hayatımızı daha az sıkıntıyla geçirmemize imkan verecek bir gelir kaynağına kavuşuruz.

-Biraz düşüneyim İclal Hanım.

-(Sabırsızlanarak) Neyi düşüneceksin? Burada kimimiz, kimsemiz mi var? Bak, gazeteden ayrıldığından beri bir defa olsun telefonun çaldı mı? Bir kez olsun, iş arkadaşların, hiç değilse moral vermek için seni aradılar mı?

Biraz durdu: “Biz burada göçmen kuşuz. Mevsim geldi. Göç edeceğiz…”

Haklıydı. Göç zamanı gelmişti. 28 küsur yıl sonra.

“Peki” dedim, “Gidiyoruz. Daha doğrusu dönüyoruz…”

 

--- ---

 

Emlak komisyoncularına başvurup evi kiralığa çıkardık. Hem de birkaç komisyoncuya birden.

İki gün sonra komisyoncuların ziyaretleri başladı: “Evinize gelip fotoğraf, video çekebilir miyiz?”

Hayır diyecek halimiz yoktu ya.

Gelmeye başladılar. Milli bayramlardaki geçit töreninde peş peşe yürüyen kortejler gibi.

Ne yatak odalarımız kaldı çekmedikleri, ne banyolar, ne tuvaletler… Mahremimize destursuz dalıyorlardı. Önce klik-klik sesleriyle deklanşöne basıp yığınla fotoğraf çekiyorlar, “Bitti mi” diye sorunca “Biraz sabredin, şimdi de video çekeceğiz” diye evi bir uçtan diğerine arşınlayıp duruyorlardı.

Çıkarken de “Biz bu fotoğrafları ve videoları sitemize koyacağız. Sonra müşteri bekleyeceğiz” diyorlardı yüzlerine maske gibi yapışmış profesyonel tebessümleriyle.

 

--- ---

 

Bir gün, iki gün, üç gün…

Ne arayan var, ne soran, te bir telefon…

Oysa daha iki ay öncesine kadar, yani çalışırken, her akşam eve geldiğimde eşim yakınırdı: “Bugün yine en az üç komisyoncu aradı. Hepsi de evimizi kiraya vermeyi düşünüp düşünmediğimizi soruyor. Onlara dün, evvelsi gün, geçen hafta, geçen ay arayan komisyonculara verdiğim cevabı tekrarlamaktan dilimde tüy bitti: ‘İnsan oturduğu evi kiraya verir mi?’ Şaşıyorum, o kadar komisyoncu telefonumu kimden, nereden öğreniyorlar… Herhalde apartman yönetiminden…”

 

Mail: erdal.safak@outlook.com


YAZARIN DİĞER YAZILARI