HEM YAŞLANIYORUZ HEM ERKEN ÖLÜYORUZ!

 

Televizyonlarda, gazetelerde, dergilerde zaman zaman şöyle bir haber herhalde ilginizi çekmiştir ya da en azından gözünüze çarpmıştır: “Emekli olan, yaşlanan, soluğu Ege’nin incisi İzmir’de alıyor.”

 

Eh, biz de ailecek (Büyük oğlum dışında) İstanbul’dan tası tarağı toplayıp İzmir’e taşındık.

 

Büyük Atatürk 30 Ağustos 1922’de Dumlupınar Savaşı’nın zaferle sonuçlanmasından sonra ne demişti: “Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!”

 

Aslında, “İlk hedefiniz Ege Denizi’dir. İleri!” emrini vermesi coğrafi açıdan daha doğru olurdu. Çünkü, hedef, Yunan işgal kuvvetlerini İzmir’de denize dökmekti. İzmir ise Ege’deydi.

 

Neyse… Biz soluğu İzmir’de aldık. Daha doğrusu, Karşıyaka’da. Atatürk’ün İzmir’den daha çok sevdiği, Kurtuluş’tan sonra Yalı Caddesi’ndeki Evliyazadeler Konağı’nda kaldığı, annesi Zübeyde Hanım’ın kabrinin bulunduğu Karşıyaka’da. (Not: İzmir’in plakası 35. Karşıyakalılar farklılıklarını belirtmek için “Bizim plakamız 35.5” derler.”

 

İzmir ile Karşıyaka arasındaki çekişme, İstanbul’da Avrupa ile Asya yakaları arasındaki aidiyet rekabetinin epeyce daha şiddetlisi.

 

Yeter. İzmir’in iki yakası arasındaki bu rekabeti nifak tohumları ekmeden tadında bırakayım…

 

--- ---

 

Evimize şöyle-böyle yerleştik. Aldı mı beni bir tasa:

Peki, ben günlerimi nasıl değerlendireceğim? Ya da geçireceğim?

Biraz okuma, biraz yazma… Sonra?

Evimin balkonuna oturup sosyolojik ve demografik gözlemler yapmaya karar verdim.

Elimde kağıt-kalem geçenleri saymaya başladım. Sabahın saat 09’undan akşam 20-21’e kadar.

Birkaç gün sonra ilk ham verileri inceledim. Sonuç:

Sokağımızdan geçen her 10 kişiden 5’i Birleşmiş Milletler’in ve bizim Türkiye İstatistik Kurumu’nun “Yaşlı” grubunda saydığı –ört ki ölem- 65 yaş ve üstündeydi.

Yaşlı sınıfındaki her 5 kişiden biri bastonla yürüyordu. Demek ki yaşları, 75’in, hatta 80’in üstündeydi.

Sağlıklı bir sonuca ya da yoruma varmak için bilimsel verilere el atmaya karar verdim.

 

--- ---

 

Türkiye’nin nüfus yapısı ilginç bir çelişki barındırıyor:

 

-Hem ortalama yaşam süresi (Bilimsel tanımı: Doğuştan beklenen yaşam süresi) kısalıyor.

-Hem de yaşlı nüfus artıyor.

 

Ortalama yaşam süresi kısaldığına göre, insanların daha genç yaşta hayata veda etmeleri gerekmez mi?

Cevabın püf noktası: Ortalama yaşam süresinin kısalmasının geçici, yaşlı nüfusun artmasının ise kalıcı bir süreç olması.

 

Ortalama yaşam süresinin geçici olarak kısalmasının başlıca iki nedeni var:

 

1-Salgın hastalıklardan kaynaklanan -özellikle- genç ölümler. Örneğin, 2020-2022 arasında dünyanın yanı sıra Türkiye’yi de kasıp kavuran Kovid-19 salgını. Birleşmiş Milletler’e göre, Kovid-19 nedeniyle Türkiye üç yılda 264 bin vatandaşını yitirdi.

 

Biraz daha somutlaştırayım: Kovid-19 öncesi Türkiye’de ölüm oranı binde 5.2 kişiydi. Salgının pik yaptığı 2021’de bu oran binde 6.7 kişiye çıktı. Yani ölüm vakaları yüzde 25’ten fazla artış kaydetti. Son veriler 2022 ile ilgili. Ölümler binde 5.9’a gerilemiş. Ama hala Kovid-19 öncesine göre çok daha yüksek.

 

2-Ortalama yaşam süresini kısaltan ikinci neden, doğal afetler. Örneğin 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş depreminde 50 binin çok üstünde insan hayatından oldu. Binlercesi, belki de on binlercesi genç, çocuk, hatta bebek.

 

Bu da ülke genelinde doğuştan beklenen yaşam süresi rakamını aşağıya çekiyor.

 

--- ---

 

Türkiye nüfusunun yaşlanması olgusunu ikinci yazıya bırakayım.

 

Mail: erdal.safak@outlook.com


YAZARIN DİĞER YAZILARI