HİTLER ORDULARININ İŞGALİ BİLE AVRUPA’YI BU KADAR PANİKLETMEMİŞTİ

 

Özellikle son 3-4 aydır, Brüksel’deki NATO karargahından pompalandığı aşağı-yukarı kesin olan bir medya kampanyasıyla, Avrupa ülkelerinin Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Ukrayna savaşını hallettikten sonraki yeni hamlelerine karşı kamuoyu oluşturmaya çalışılıyor.

 

Verilen mesajlar cümle veya ifade farklılığıyla aşağı yukarı aynı:

 

Rus ayısı, Avrupa içlerine girmeye hazırlanıyor!

 

Putin’in bir sonraki hedefi Polonya!

 

Hayır, Polonya değil, Çekya ve Slovakya!

 

Yok, asıl hedef Baltık ülkeleri!

 

Hayır efendim, hedef Finlandiya ve İsveç!

 

Hayır, topun ağzında Moldova var!

 

Seç seç al…

 

---

 

Avrupa’da NATO’nun bilinçli olarak körüklediği ayan beyan belli olan bu enformasyon veya dezenformasyon stratejisinin kökeninde ne var?

 

Bir çok olasılıktan söz edebiliriz.

 

-Avrupa’da zorunlu askerliği geri getirmek.

 

-Avrupa’da savunma bütçelerini artırmak. (ABD eski Başkanı ve bu seçimdeki Başkan Adayı Donald Trump’ın ağzına bir parmak bal çalmak için.)

 

-Avrupa halklarını gerçek gündem olan ekonomik sorunlardan uzaklaştırmak.

 

-İyice güç kaybetmiş olan ve tepki olarak yükselen aşırı sağ karşı ne yapacağını bilemeyen iktidarlara nefes aldırmak.

 

-Meşruiyet sorunu yaşayan NATO’ya oksijen balonu sunmak.

 

Daha bir çok neden veya gerekçe ya da kuşku sıralayabiliriz ama pek fazla anlamı yok.

 

Sorun şu: Varşova Paktı’nın dağılmasından bu yana NATO, varoluşsal bir sorun yaşıyor:

 

Üye ülkelerin sınırlarıyla kısıtlı olması gereken misyonunu neredeyse dünya jandarmalığına dönüştürdü:

 

-Libya’da Albay Muammer Kaddafi’yi öldürenler, NATO şemsiyesinin koruduğu Fransa eski Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’nin tetikçileriydi.

 

-Irak’ta Saddam Hüseyin rejimini yok eden kuvvetler NATO etiketiyle savaşan ABD, İngiltere ve bilmem kaç ülkeden oluşan koalisyon güçleriydi.

 

-Afganistan’da savaşan ABD ve İngiliz güçleri, NATO miğferi taşıyorlardı.

 

---

 

Gerekçe veya bahane bulmak zor değil:

 

Libya’da Kaddafi kendi halkını katlettiği iddiasıyla infaz edildi.

 

Irak’ta Saddam Hüseyin kimyasal silah ürettiği iddiasıyla devrildi ve ne kadar doğru olduğu su götüren bir çukurda ele geçirilip yargılandı ve idam edildi.

 

Afganistan’da New York’ta 12 Eylül 2001 İkiz Kuleler’e düzenlenen ve sadece ABD’ye değil tüm dünyaya travma yaşatan saldırıların arkasında El Kaide lideri Usame Bin Ladin’in bulunduğu gerekçesiyle savaş başlatıldı. Ve yıllar sonra sadece ABD değil, batılı güçler için utanç verici bir hezimetle ve tasa tarağı bile tam toplayamadan çekilmeyle sonuçlandı.

 

---

 

Biz yine konumuza dönelim.

 

Avrupa liderlerinin gerçekten “Psikolojik bir vaka” haline gelen sözde paniklerini kim tetikledi?

 

Bir başka deyişle, “Putin Rusya’sının kıtaya topyekun saldırısının eli kulağında” korkularını kim körükledi?

 

Yine bir başka deyişle kuyuya ilk taşı kim attı?

 

Onu da bir sonraki yazıya bırakayım.

 

Mail: erdal.safak@outlook.com


YAZARIN DİĞER YAZILARI