DEFİNE AVCILARI İLERDE ZENGİN OLACAK!

 

Bizim gittiğimiz günlerde herkes parasını Yunan Devleti’nden saklamak, haydi gerçeğini söyleyelim, Yunan Devleti’nden kaçırmak için çare arıyordu.

Ege’nin iki tarafında da, ta Perikles’ten, Büyük İskender’den beri süregelen bir korunma içgüdüsü vardı: “Aman sikkelerimi, altınlarımı, mücevherlerimi sadece benim ve ailemin bileceği bir yere gömeyim. Tehlike geçtikten sonra çıkarırım…”

Tehlike? Ya bir istila, ya bir savaş, ya bir sorunlu göç, ya bir salgın…

Ya dönemezlerse? Ya da dönmek için tanrılarına dua üstün dua ederken hücceten öbür aleme giderlerse?

Eh, işte o zaman definecilere gün doğardı.

Mısır firavunlarının kutsal mezarlarını yağmalamış define avcılarını sıradan insanlar olan Rumlar’ın geriye bıraktıkları, gömdükleri kutsal olmayan gömüleri mi frenleyecekti!

Samos’taki gömülerden bugüne kadar “Tık” yok. Ya yağmacılar henüz bulamadılar. Ya gömü sahipleri “Tehlike geçti” diye naylona sarılmış avrolarına kavuştular ya da öldükleri için –henüz- yerleri keşfedilemedi.

Söz yine Yannis Papayorgi’nin…

--- ---

 

Samos'ta son günümüiz. Otel sahibimiz ve rehberimiz Yannis Papayorgi öğle yemeği için bizi Paleokastro'da ("Eski hisar" veya “Eski kale” anlamına geliyor) Triamdofilos Yanakopulos'un restoranına götürdü. Termometre 30 derece civarında dolaşıp duruyor. Çınar ağaçlarının, asmaların ve sarmaşıkların gölgelediği restoranın önüne atılmış masalardan birine oturduk. Az sonra yanımızdaki masaya yaşı 60'ın üstünde bir Samoslu geldi. Yanokopulos seslendi: "N'aber üç kâğıtçı?" Birkaç dakika geçti, aynı masaya biri daha oturdu. Yanokopulos ona da selam verdi: "N'aber taksimetre sahtekârı?" Sonra biri daha. Ona da bir merhaba: "N'aber vurguncu?" Yannis bu "Şakalar"ı açıkladı: "Üç kâğıtçı dediği, bir muhasebeci. Defter hilelerinde üstüne yok. Taksimetre sahtekârı, adanın en ünlü taksi şoförlerinden. Taksimetresi bir kilometreyi üç gösteriyor. Sonuncusu ise, inşaatçı. Yaptığı evlerle değil, çaldığı malzemelerle köşeyi döndü..." Sonra ekledi: "Samos'ta hiç mi düzgün insan yok diye düşünebilirsin. Elbette var ama yine de herkes cebini doldurmanın bir yolunu buluyor."

 

***

 

Söz yine Yannis'in: "Samos'ta şu sıralar sorun para kazanmaktan çok, kazanılan parayı saklayabilmek. Herkesi 'Sonumuz Arjantin gibi olacak' korkusu sardı. O nedenle millet can havliyle bankalardaki parasını çekiyor. Öyle azbuz değil. Kiminin 50 bin Euro'su var, kiminin 100 bin, kiminin 500 bin. Eeee, parayı çekti, sonra ne yapacak?" Bir kahkaha attıktan sonra, masadaki su şişesini gösterip sorusunu yanıtladı: "Bunun içine koyuyor, ağzını sıkı sıkıya kapatıyor ve toprağa gömüyor! Bahçesi olan bahçesine, olmayan dağda bir yerlere! Biri bu kriz geçmeden ölürse ve son nefesini vermeden önce gömüsünün yerini yakınlarına fısıldamazsa, ilerde defineciler epey hazine bulacaklar..."

 

***

 

Arjantin krizini kısaca hatırlatayım. 1990'ların başında Arjantin parasını (Peso) ABD Doları'na endeksledi. 1 Peso, 1 Dolar'a eşitlendi. Amaç enflasyonu kontrol altına almak, böylece ülkede ekonomik istikrarı sağlamaktı. İstikrar olunca yabancı yatırımcılar akın edecekti. Ancak, 1990'ların sonundaki internet balonu kriziyle dünya ekonomisinin durgunluğa sürüklenmesi, Arjantin'i fena vurdu: Pahalı Peso yüzünden ihracatı çöktü. Dolara endeksli parasını devalüe edemediği için de dünya pazarlarında rekabet gücünü yitirdi. Hükümet bu kısır döngüyü kırmak için Peso ile Dolar arasındaki bağları kopardı ve parasını devalüe etti. Sonuç? Peso bir günde değerinin yüzde 80'ini yitirdi. Bu da halkın tüm tasarruflarını neredeyse sıfırladı, hem de kitlesel bir işsizliğe ve yoksulluğa yol açtı. İşte Yannis'in sözünü ettiği korku bu: Yunanistan'ın da Euro'dan çıkıp veya çıkarılıp Drahmi'ye dönmesi. Sonra yüksek devalüasyon. Ve de halkın tüm birikimlerinin yok olması. O nedenle, halk bankadan Euro'larını çekiyor. Yurt dışına çıkarabilenler Avrupa bankalarına aktarıyor. Olmayanlar da nakit olarak elinin altında tutuyor. Yannis'in dediğine göre, toprağın altında.

 

***

 

Yannis bir kahkaha daha attı: "Biliyor musun; bizimkiler de memlekette epey servet bırakmışlar. Annem anlatırdı; büyük amcamın hali vakti yerindeymiş. Türkiye'den ayrılırken altınlarını Marmara Adası'na gömmüş. Ölürken de yerini şöyle tarif etmiş: 15 ve 16 Ağustos günleri güneş ufkun arkasında kaybolurken son ışıkları adadaki bir kayaya vurur. İşte o kayanın arkasına geçeceksiniz, 120 adım yürüyeceksiniz, sonra sağa döneceksiniz, 40 adım daha yürüyeceksiniz. 40'ıncı adımınızın bittiği noktayı kazacaksınız. Altınlar orada..."

 

***

 

Yannis'ten bir anekdot daha: "Aslında Yunanistan'ın Euro'ya geçmesi iyi olmadı. Geçerken 1 Euro, 340.75 Drahmi olarak hesaplandı. Ne oldu? Mesela Euro'dan önce restoranlarda 100 Drahmi bahşiş verdiğinde garsonlar önünde takla atıyordu. Şimdi 340 Drahmi karşılığı olan 1 Euro bahşiş bırakıyorsun, neredeyse yüzüne tükürüyorlar." Elini sallayıp "Amaaan" diye devam etti, "Nasıl olsa hayat gelip geçiyor. Haydi şerefe." Kuşadası'na dönmek için gemiye binerken Sezen Aksu'nun şarkısını mırıldandım: "Yareme tuz diye yakamoz bastım / Tek şahidim aydı aman aman / Bir elimde defne / Bir elimde sevdan / Kalbim Ege'de kaldı..." Yine geleceğim Yannis. İlk fırsatta. Her fırsatta. Söz.

 

***

 

(Not: Evet, söz vermiştim Yannis’e. Ama kısmet olmadı. İçimde ukte olarak kaldı. Son nefesimi vermeden önce bir gün Samos’a gidersem, mezarına bir demet çiçek bırakacağım. Sana söz kuyruklu yıldız gibi, hayata aşık Zorba gibi dünyadan kayıp giden Yannis!)

 

Mail: erdal.safak@outlook.com


YAZARIN DİĞER YAZILARI